24 Haziran 2010 Perşembe

NCAA Takımı: Amerika Birleşik Devletleri



Amerika Birleşik Devletleri’nin 2010 FIFA Dünya Kupası’nı kazanma ihtimali ne olabilir? 1/100, oldukça kötümser bir tahmin gibi duruyor. %50 ise çok daha iyimser. İkisinin arasındaki bir değerle, ABD’nin şampiyonluk şansını açıklayabiliriz muhtemelen. Kesin olan bir gerçek: ABD, 2010 FIFA Dünya Kupası’nın favorilerinden biri değil.

‘’Dünya Şampiyonu’’ unvanı, ABD Milli Takımı için şimdilik uzak bir hedef. Oysa, kulüp takımlarında durum çok farklı. Mesela basketbol… Los Angeles Lakers, tarihi boyunca 15 defa ‘’Dünya Şampiyonu’’ olarak, 17 kez zirveye çıkmayı başaran Boston Celtics’in hemen arkasında yer alıyor. Pittsburg Steelers’ın yedi, New York Yankees’in ise 27 dünya şampiyonluğu var. Ne kadar enteresan, değil mi?

Amerikalılar, kendi spor dallarını yaratma konusunda çok başarılılar. Amerikan Futbolu (NFL) veya beyzbol (MLB) gibi kendileriyle özdeşleşen sporların yanı sıra, basketboldaki etkileri tartışılmaz. NBA -her ne kadar yıllar geçtikçe Avrupa ile arasındaki mesafe azalsa da- hâlâ bambaşka bir dünya. Orada basketbol farklı oynanıyor. Ve sezon sonunda NBA’de yüzük takan takım, salonun tavanlarına ‘’World Champions’’ (Dünya Şampiyonları) pankartını asabiliyor. Yine de her takımın böylesi bir tercihte bulunduğunu söylemek mümkün değil. 2010 NBA Finalleri’nin sonunda kazanan takım, Staples Center veya TD Banknorth Garden’da bu aktiviteyi gerçekleştirecek. Ancak 1999, 2001, 2003 ve 2007 yıllarında şampiyonluğa ulaşan San Antonio Spurs’ün durumu farklı. Spurs’ün dört adet olan şampiyonluk flamalarının her birinde, ‘’NBA Şampiyonu’’ yazıyor.

‘’Şu an için, Dünya Şampiyonu’nun İspanya Milli Takımı olduğuna inanıyorum. ABD, Olimpiyat Şampiyonu. Los Angeles Lakers ise NBA Şampiyonu. Bir NBA takımının ‘Dünya Şampiyonu’ olarak adlandırılması, bana hiç mantıklı gelmiyor. NBA’de Dünya Şampiyonu olan bir takım yok. Bu unvanı kazanmak için, kendi sınırlarımız dışından bir takımla oynadığımızı hatırlamıyorum. Doğru, değil mi? Eğer kaçırdığım bir şey varsa, biri bana anlatsın’’ diyor San Antonio Spurs’ün antrenörü Gregg Popovich. Ve bir gazetecinin kendisine Toronto Raptors’ı (NBA’de yer alan bir Kanada takımı) hatırlatması üzerine şu yanıtı veriyor: ‘’Evet, bu doğru. Kanada’da bir takım var. Ama Dünya, Kuzey Amerika’dan daha büyük. Biliyorum, biz Amerikalılar bazen dünyanın geri kalanını yok sayarak kendimizi beğenmişlik yapıyoruz. Ancak dışarıda kocaman bir dünya var.’’

Kendi spor dallarında kendi dünya şampiyonlarını çıkaran Amerika’da Real Salt Lake City, yalnızca ‘’MLS Şampiyonu’’ olabiliyor. Peki, neden? Birçok sporun ‘’ev sahibi’’ olabilirler; ama futbolda ‘’deplasman’’ takımı konumundalar. Futbola hükmetmek kolay değil çünkü.

ABD’de futbol ve diğer sporlar arasındaki farkları sadece tek bir gerçek üzerinden açıklamamak gerekir. Ve bir diğer değerli örnek, NBA’deki takım yapıları özelinde karşımıza çıkabilir. Los Angeles Lakers, dilediği kadar şampiyon olsun ya da her yeni sezonda NBA Finalleri’nde boy göstersin... 2010 yılında Lakers’ı değerlendirirken, ‘’Kobe’nin takımı’’ başlığından yola çıkmalısınız. Boston Celtics, 13 sezonda 11 şampiyonluk elde edebilir. Ama ‘’Büyük Üçlü’’ olmazsa, işleri zora girer. Tek bir hamle, tüm resmi değiştirir. Evet, futbolda 11 kişi vardır. Basketbolda maça başlamak için beş oyuncu yeterlidir. Oransal anlamda, yaratılan etki de farklı olur doğal olarak. Ancak bunu tek başına geçerli bir neden kabul etmek de doğru değildir. Bireysellik, Amerikan kültürünün vazgeçilmez bir öğesidir zira. ABD Futbol Milli Takımı’nda öyle midir?

Sorunun cevabı, yeteri kadar çekici. Bob Bradley’nin takımı, Amerikan kültüründeki öğelere karşı çıkan bir duruşa sahip. Deplasmanda oldukları futbola ev sahipliğini, şu an için ancak 1994 Dünya Kupası’ndaki şekliyle yapabilirler. Ama bu uğurdaki mücadeleleri boyunca onları izlemek ve futbolda ABD taraftarının hissettiklerini yaşamak keyifli olabilir.



Bireysellik, Sosyalizm ve ABD Milli Takımı
Amerikan şirketlerinin çalışma biçimi, bireysellikten doğmuştur. Bu sistemde; çalışan, her zaman için ödüllendirilir. Hiyerarşi düzeni, son derece esnektir. ‘’Bireycilik / Şirket Ölçümleri’’ üzerine çalışmalar yürüten bir araştırma grubu, yöneticiler üzerinde yaptıkları incelemeler sonucunda onlara iki ayrı soru yöneltirler.

Birinci soru: ‘’Yöneticisi olduğunuz bölüme yeni bir eleman alacaksınız. Aşağıdaki iki noktadan hangisi sizin için önemlidir?’’ Sorunun Donnie Walsh, Mitch Kupchak veya John Paxson’a sorulmadığını hatırlatarak şıkları verelim: A – Yeni eleman birlikte çalışacağı ekip arkadaşlarıyla uyum sağlamalıdır. B – Yeni elemanın yeterli bilgisi, becerisi ve daha önceki görevinde başardıklarını belirten belgesi olmalıdır. NBA’de sezonun bitmesiyle birlikte yaşanacak savaşın adı belli: LeBron James. Bu araştırmanın sonucu da öyle. Bireylerin gereksinimlerine daha fazla önem verdiklerini açıkça belirten Amerikalılar, %92 gibi kesin bir çoğunlukla (B) seçeneğinden yana tercihlerini kullanmışlardır. ABD Futbol Milli Takımı’nın LeBron James’i kim? Var mı öyle biri?

İkinci soru ise yöneticilerin iki farklı iş konusundaki tercihlerine yönelik olur. Şıklar şu şekilde hazırlanmıştır: A – Hiç kimsenin kişisel ödül için ayrı tutulmadığı, herkesin birlikte çalıştığı işler. B – Kişisel inisiyatiflerin desteklendiği ve bireysel inisiyatiflere ulaşıldığı işler. Bu araştırmanın neticesinde de Amerikalılar, kesin bir karakteristik ortaya koyarlar. Amerikalı yöneticilerin %97’si, (B) seçeneğini işaretlemişlerdir. Çarpıcı bir örnek: Amerikan sporlarında oyuncular, takımların başarısının yanı sıra, tüm bir sezon boyunca bireysel ödül kazanmak için de ayrıca performans gösterirler. Hepsi birbiriyle bağlı. Ancak ABD Futbol Milli Takımı, bunlardan tümüyle farklı. Landon Donovan, diğer oyunculardan öne çıkabilir. Ne var ki, bu durum sadece kişisel ünüyle alakalıdır.

Carlos Bocanegra, Steve Cherundolo, Oguchi Onyewu, DaMarcus Beasley, Michael Bradley ve Clint Dempsey gibi rol oyuncularıyla belki de Dünya Kupası’nın en ‘’eşit’’ takımı konumunda şu an için, Amerika Birleşik Devletleri. Ne kadar enteresan!

ABD’nin Kuvvetli Yanı Orta Saha
MLS, yakın tarihte David Beckham merkezli bir deney yapmıştı. Futbola sahip olamayan Amerikalılar için başlangıç noktası olarak kabul edilebilirdi, Beckham. NBA modeline geçiş yapabilmek adına da uygun bir adımdı. Sözleşmesi, NBA standartlarındaydı. Beş yıllık Los Angeles Galaxy deneyimi boyunca 250 milyon dolar kazanacaktı. Ama kabullenilmedi. ABD Milli Takımı’nın en kariyerli ismi Landon Donovan başta olmak üzere, Galaxy’deki hemen tüm oyuncular, Beckham’ın varlığından duydukları rahatsızlığı dile getirmekten çekinmediler. Ve olmadı. ABD Futbolu, bu konuda da aykırı duruşuna devam etti.

ABD, Güney Afrika’ya CONCACAF grubunu lider bitirerek gelmeyi başardı. İç sahada oynadığı beş maçın dördünü kazanırken, sadece birinde sahadan mağlubiyetle ayrıldı. Futbol arenasında henüz söz sahibi olmaya başlamamışken bile, Brad Friedel, Kasey Keller ve Tim Howard gibi, Avrupa’nın en önde gelen ulusal takımları dahi heveslendiren bir kaleci rotasyonuna sahip olan ABD’nin hâlihazırda en etkili bölgesi, orta saha. Bu mevkiide özellikle hücuma dönük oyuncuların çokluğu, ABD’ye turnuva boyunca önemli avantaj sağlayacaktır. Yakın tarihte PSV Einhoven formasıyla UEFA Şampiyonlar Ligi’nde boy gösteren DaMarcus Beasley, 2009-10 sezonunda Fulham’ı UEFA Avrupa Ligi Finali’ne kadar taşıyan kadronun önemli yapı taşlarından Clint Dempsey ve LA Galaxy Kaptanı Landon Donovan, ileri uçtaki Jozy Altidore’un hemen arkasında ciddi bir destek ekibi.

Michael Bradley, ABD’nin diğer yüzünün bağlantılarını yapacak isimlerden biri. Henüz 19 yaşındayken MetroStars’tan Hollanda’nın Heerenveen takımına geçiş yapan Bradley, 4-2-3-1 veya 4-4-2 şeklinde dizilmesi beklenen takımın orta sahasında kilit role sahip. Teknik direktör Bob Bradley’nin oğlu olan başarılı oyuncu, Bundesliga’da Borussia Moenchengladbach forması altında gösterdiği performansla dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Zaman zaman kanatlarda da oynuyor. Ancak babasının tercihi, onu merkez orta saha olarak kullanma yönünde. Tabii bu durum, sürpriz gollerine devam etmesi için bir engel teşkil etmiyor. Ricardo Clark ise Bradley’nin partneri olmaya yakın duruyor.



2009 FIFA Konfederasyonlar Kupası ve Mucize
ABD, Güney Afrika tecrübesi olan takımlardan biri. 14-28 Haziran tarihleri arasında Güney Afrika’da düzenlenen 2009 FIFA Konfederasyonlar Kupası’nda mücadele eden ABD, turnuvanın başında ve sonunda sergilediği performanslarla kendisine özel hayran edinmeyi başarmıştı.

Bob Bradley’nin takımı, grup aşamasında Brezilya, İtalya ve Mısır ile mücadele etti. İlk iki maçta elde edilen skorlar, umut verici değildi. İtalya karşısında Landon Donovan’ın penaltı vuruşundan attığı golü, Guiseppe Rossi (2) ve Daniele De Rossi takip ediyordu. ABD’nin Brezilya karşısında ise takip edilecek golü dahi yoktu. Felipe Melo, Robinho ve Maicon, kapının yolunu zaten biliyordu. Brezilya, 3-0 kazanmış; ABD’nin gruptan çıkma ihtimali, neredeyse kalmamıştı. Ancak futbol bu.

Son maç gününe girilirken Mısır ve İtalya’nın 3’er, Brezilya’nın ise 6 puanı vardı. Brezilya, İtalya ile karşılaştı. Henüz ilk yarıda 3-0’a geldi maç. Brezilya oldukça rahat gözüküyordu. Ve Mısır’ın bir üst tura çıkabilmesi için iki farklı yenilgi bile yeterliydi. İtalya’nın bir gol atması durumundaysa, yarışı İtalya kazanacaktı. Charlie Davies’in attığı golün ardından uzun süre ABD’nin 1-0’lık üstünlüğüyle devam eden maçın 63. dakikasında Landon Donovan, 71. dakikasında Clint Dempsey, takımlarına üst tur için yeterli skoru getireceklerdi. ABD’nin asıl gösterisi ise yarı finalde gerçekleşiyordu. Karşılarında Vicente Del Bosque’nin İspanyası vardı. Del Bosque, takımının başındaki ilk 10 maçı kazanmıştı. Ve bu ulusal takımlar bazında, tüm zamanların en iyi derecesiydi.

Toplamda 15 maçtır kazanıyordu, İspanya. Brezilya’nın 35 maçlık ‘’yenilmemezlik’’ rekorunu ise egale etmişti. Grup maçlarındaki dominant performansının ardından yeni bir rekor için çıkıyordu sahaya. Ancak İspanya’nın tüm hesapları, ABD tarafından bozulacaktı. Altidore ve Dempsey’nin golleri, yarı finali son anda gören ABD’yi Konfederasyonlar Kupası Finali’ne taşımıştı. Masal, final maçının ilk 45 dakikası boyunca devam etti. ABD Erkek Futbol Milli Takımı, tarihinin en büyük başarılarından birinin eşiğindeydi. 10. dakikada Dempsey, 27. dakikada Donovan, skoru 2-0 yaptı. Ama ikinci yarının ilk dakikasında Luis Fabiano ile gelen gol, ABD adına felaketin habercisi oluyordu. Luis Fabiano, 74’te eşitledi. 84’te bitiren Lucio oldu. ABD, yine de akıllarda kalmayı başardı.

Evrensellik İlkesi ve ABD’nin Güney Afrika Macerası
Adam Smith’in ABD ile yaşıt olan ‘’An Inquiry Into the Wealth of Nations’’ adlı eserinde, ‘’Yiyeceklerimizi edinmemiz, kasabın ya da fırıncının iyi niyetinden değil; kendi çıkarları doğrultusunda davranmalarından dolayı gerçekleşir’’ şeklinde bir bölüm vardır.

Buna göre; bir birey, yalnızca kendi kazancını amaçlar ve başka konumlarda olduğu gibi görünmeyen bir el tarafından amaçlarının özünde bulunmayan bir sonuca yönlendirilir. Böylece; kişisel hedefler, adeta ilahi bir güç olarak, toplum yararına dönüşür. ABD Erkek Futbol Milli Takımı, bu yönüyle evrensellik ilkesine daha yakın kabul edilebilir. Bob Bradley’nin takımı, ABD’nin diğer branşlardaki milli takımlarının aksine, başkalarının rüyası olarak gitmiyor Güney Afrika’ya. Asıl amaçları, kendi rüyalarını gerçekleştirmek. Ve bunun için birbirlerine, en az Adam Smith’e olduğu kadar, ihtiyaçları var.



İyi & Kötü Senaryo
İngiltere, Slovenya ve Cezayir ile aynı grupta yer alan ABD için iyi senaryo, ilk etaptan üst tura yükselmek olacaktır. İkinci olmaları durumunda, çapraz eşleşme sonrasında Almanya’yla karşılaşmaları olası gözüküyor. Buradan sonrası, zaten bonus olur. Michael Kahn olmaya gerek var mı, bilinmez. Ama ABD için gruptan çıkamamak, yeteri kadar kötü bir senaryo olmalı. Daha ötesi, gol atamamak veya puan alamamak…

Bunları Biliyor Musunuz?
1. ABD Kadın Futbol Milli Takımı, FIFA Sıralaması’nda en yakın rakibi Almanya’nın 82 puan önünde birinci basamakta yer alıyor.

2. ABD Milli Takımı’nın eski kalecilerinden Kasey Keller, hem 1990 İtalya’da, hem de 2006 Almanya’da yer alan tek ABD’li futbolcu.

3. ABD Milli Takımı formasını 123 kez giyen Landon Donovan, attığı 42 golle tüm zamanlarda ülkesinin milli takımlar bazındaki en skorer oyuncusu.

4. 1994 yılında ABD’de düzenlenen FIFA Dünya Kupası’nı 3.578.205 seyirci yerinden takip etti. 68.812 kişilik seyirci ortalamasıyla birlikte, tüm zamanların en yüksek sayısı.

5. 13 Ekim 2009 günü, Kosta Rika ile oynanacak milli maç için bulunduğu Washington’da bir trafik kazası geçiren Charlie Davies, sağlığına tam olarak kavuşamadığından Dünya Kupası kadrosuna alınmadı. Davies, kazanın ardından beyin kanaması geçirmesine karşın, yoğun müdahaleler sonrasında hayata döndürülmüştü. Kaza esnasında Davies ile birlikte araçta bulunan 22 yaşındaki kız arkadaşı ise hayatını kaybetti.

Rakiplere Mesaj
İngiltere için rüya gibi bir grup, öyle değil mi? ‘’Beatles’tan bu yana en iyi İngiliz grubu’’ hatta. İngiltere, grup birinciliği için oynayacak. Ama ilk maçı kaybederse; son maç öncesinde ABD’ye, ‘’I Wanna Hold Your Hand’’ diyebilir. ABD, yine de, bu grubun Beatles’ı olarak İngiltere’yi kabul etsin. Rolling Stones olmak da fena değil. Grup ikinciliği, ABD’yi ‘’tatmin’’ etmek için yeterli. Yani, Slovenya ve Cezayir düşünsün.



Kişisel 11

- Tim Howard: Artık Kasey Keller ve Brad Friedel da yok. Kale için tek aday.
- Jonathan Spector: United görmüşlüğü var. Elemelerde sağ bek oynadı. Cherundolo da sırada.
- Oguchi Onyewu: Herkül gibi adam. ABD’nin skoru korumak istediği anlar için bulunmaz koz.
- Jay DeMerit: Onyewu’nun milli takımdaki partneri. Beraber oynamaya alışıklar.
- Carlos Bocanegra: Yolu Fulham’dan geçen Amerikalılardan. Kaptan’ın tecrübesine her zaman ihtiyaç var.
- Ricardo Clark: Orta sahanın savunmaya dönük yüzü olacak.
- Michael Bradley: Orta sahadaki ilk kontenjan ona gider. Ama baba torpilinden dolayı değil.
- Clint Dempsey: Takımın gizli kahramanlarından biri olabilir.
- Jozy Altidore: ABD’nin en büyük gol silahı. Sonu Freddy Adu’ya benzemesin.
- Landon Donovan: ABD ve futbol denilince, akla gelen ilk isim. Güncel olarak tabii. Yoksa Lalas’ı da severiz.
- DaMarcus Beasley: PSV’den sonra Rangers’a geçmesi şaşırtmıştı. Kendisini hatırlatmak isteyebilir.



Veteran & Çaylak: Landon Donovan - Jozy Altidore
Takımda Donovan’dan yaşça büyük olan beş oyuncu bulunuyor. 1979 yılında dünyaya gelen Steve Cherundolo, Tim Howard, Carlos Bocanegra ve Jay DeMerit’in yanı sıra, 1981 doğumlu Edson Buddle. Ancak 1999 yılında Oguchi Onyewu ve DaMarcus Beasley ile beraber IMG Futbol Akademesi’nden mezun olan 28 yaşındaki Donovan, ABD’nin en tecrübeli ismi. Avrupa kariyerinde Bayer Leverkusen, Bayern Münih ve Everton gibi takımlar bulunan Donovan, Bradley’nin ekibinde ‘’ağabey’’ görevini yapacaktır. Takımın çaylağı, 20 yaşındaki Jozy Altidore. Freddy Adu’nun pazarlanması konusunda büyük hayal kırıklığına uğrayan ABD’lilerin yeni projesi. Villarreal, onu bir sene içerisinde önce Xerez’e, ardından Hull City’ye kiraladı. Adu’nun yolundan gitmek istemiyorsa, elinde fırsat var.



Clint Dempsey: İkinci Adam Asabiyeti
Takım içi rol paylaşımı konusunda büyük sıkıntılar yaşamayan ABD’de Landon Donovan’ın arkasından en fazla öne çıkan oyuncu Clint Dempsey olabilir. Kulübü Fulham’da rüya gibi bir sezon geçiren Dempsey, UEFA Avrupa Ligi Finali’nde Atletico Madrid’e karşı oynayarak bu seviyeye çıkan ilk ABD’li futbolcu olmayı başarmıştı. Fulham, maçlarını oynadığı Craven Cottage’ta oluşturulan atmosfer sayesinde, kendisini izleyenleri 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başındaki amatör futbolun havasını yaşatabilen bir takım.

Galatasaray’ın 1999-2000 sezonunda UEFA Kupası’nı kazandığı sırada, üçüncü ligde mücadele ediyordu. Aradan geçen 10 yılda büyük değişimler yaşandı.

2009-10 sezonu ise onlar için bir peri masalıydı. UEFA Avrupa Ligi’nde henüz grup aşamasındayken kırılma noktaları başladı. Son maç gününde Basel deplasmanına rakibinin iki puan arkasında ve üçüncü sırada çıkan Fulham, İsviçre’den evine 3-2’lik galibiyetle dönmeyi başardı. Üst turda rakip, UEFA Kupası’nın son şampiyonu Shakhtar Donetsk oldu. 2-1 ve 1-1’le geçildi. Nihayet, çeyrek finalde Juventus geldiğinde; Fulham için de yolun sonu olduğunu düşünenler, fena hâlde yanıldı. İtalya’da 3-1 kaybetti, İngiltere temsilcisi. Ama rövanşta da 1-0 yenik duruma düşmesine karşın, 4-1 kazanarak yarı finale çıktı. Ve bu kahramanlık hikâyesinin sonunda sahne alan isim, Clint Dempsey oldu. Dempsey, bitime sekiz dakika kala Fulham’a turu getiren golü attı. ABD’li oyuncunun gol anı, Fulham’ın kulüp tarihindeki en güzel hatıralarından biri şu an için.

Dempsey, çok yönlü yapısıyla orta sahanın her iki kanadında aktif görev alabilen bir isim. 2006 yılında New England Revolution’dan 4 milyon dolar bonservis bedeli karşılığında Fulham’a geçerken o dönem için MLS rekorunu eline geçiren oyuncu, ayrıca sert futboluyla da dikkat çekiyor. 2006 MLS sezonunda milli takımdan arkadaşı Jimmy Conrad’ın çenesini kıran Dempsey, Premier League’deki Chelsea maçında John Terry’ye attığı dirsekle rakibinin elmacık kemiğinde kırık oluşmasına sebebiyet vermişti.

Dempsey, ayrıca 2009 FIFA Konfederasyonlar Kupası’nda arka arkaya üç maçta gol attı.



Bob Bradley ve Açık Mektup

Dear Bob,

2006’da Almanya’daki turnuvada yaşananları hatırlıyoruz.

Ve inan, bu durum senin hanene artı bir puan olarak ekleniyor. Bruce Arena yönetimindeki takım, grup aşamasında Çek Cumhuriyeti ve Gana’ya yenilmiş, yaklaşık 65 dakika 10 kişi oynayan İtalya karşısında ise beraberliği zor kurtarmıştı. Tabii kendisini kurtaramayan Bruce Arena oldu. Hak etti mi, öyle gözüküyor.

Bir jenerasyonun sonuydu. Claudio Reyna, Brian McBride, John O’Brien, Gregg Berhalter ve Eddie Pope gibi isimler, 2006’dan sonra bir daha milli formayı giymediler. Yepyeni bir oluşumla yola çıktın. İyi günlerin de, kötü günlerin de oldu. 2007 CONCACAF Gold Cup’ta maç kaybetmeden kazanılan şampiyonluk, çok etkileyici bir başlangıçtı. 2009 CONCACAF Gold Cup’ta da finale kadar her şey yolundaydı. Ama Meksika’ya kaybedilen 5-0’lık maç… Yakışmadı! FIFA Konfederasyonlar Kupası yorgunluğuna veriyorum onu.

Bob, biliyorum, ne zaman konusu açılsa, aynı tepkiyi veriyorsun. Ancak kendini biraz aşma vakti gelmedi mi artık? ‘’Bu işe 22 yaşında başladım ben’’ diyorsun. Doğru. Peki, bak bakalım sonrasına. Sayalım beraber. Ohio Bobcats, Virginia Cavaliers, Princeton Tigers, ABD U-23 Milli Takımı, D.C. United, Chicago Fire, MetroStars, Chivas USA, ABD Milli Takımı… Amerika’yı yeniden mi keşfedeceksin? Oğlun Michael’ın küçüklüğünü hatırlıyorum. O zamandan belliydi büyük topçu olacağı. Beyzbol idi, futbol idi, beyzbol idi, futbol idi… Karar verememiştin bir türlü. Neyse ki, doğru yolu buldu. Elinden tutup, IMG Futbol Akademisi’ne yazdırmasaydık; hâlâ arka bahçede karar verme aşamasını bekliyorduk belki de. Kim bilir!

O çocuk, 19 yaşında Heerenveen’e geçti. Avrupa’ya giden en genç ABD’li futbolcu oldu. Sen hâlâ Bobcats, Cavaliers, Lakers… Dost acı söyler. Dünya Kupası’ndan sonra, San Marino olsa bile git. Bak Aldair’e, sorun ediyor mu hiç?

Hücumda zorlanacağını biliyorum. Altidore’dan birinci forvet olur mu, emin değilim. Edson Buddle, Avustralya maçında fena oynamadı. Herculez Gomez ve Robbie Findley, kapalı kutu. Eddie Johnson’ı kadrodan çıkardığın için pişman olmazsın umarım.

Sağlıcakla kal. İkinci tura çıkmadan gelme.

* Hikâyeyi biliyorsunuz muhtemelen. NTVSpor.net ile ortaklaşa yürütülen bir projenin parçasıydı, yukarıdaki yazı. Uzun uzun bahsetmeye gerek yok. Sitedeki diğer işlerden dolayı, Dünya Kupası öncesine yetiştirilemedi. Buraya kadar zahmet edip okuyan varsa zaten, bir ön izleme yazısı olduğunu anlamıştır. Durum bu şekilde. En azından blog arşivinde kalsın. Bunun bir de Hollanda'sı var. O da gelecek.

2 yorum:

Simao Sabrosa dedi ki...

bugün Bağış Erten'in Kupazela programındaki yorumundan yola çıkarak gelmişti bu başlıkla aynı olan düşünce şekli.. Amerika'nın yaşam düzeyi, alışkanlıkları, şekli, sosyoo ekonomik düzeyi, tavrı bu takımın tam tersi şeklinde. Tam bir kolej takımı edasındalar.

SozenE. dedi ki...

Selamlar,

Evet. Daha önce de aramızda konusu geçmişti açıkçası. Başlığın o anlamda iki esprisi var. NBA takımından ziyade, NCAA takımına benziyorlar. Diğeri de, sizin dediğiniz gibi, ''kolej takımı'' klişesine yapılan gönderme.

Dosyalar, Dünya Kupası'nın başlamasına yaklaşık 10 gün önce tamamlanmıştı. Keşke turnuvadan öncesine yetişebilseydi yazılarımız, ama olmadı. Kesinlikle eyecan verici bir takım, Amerika Birleşik Devletleri. İzlemesi de keyifli.

Garip, Yarı Final yolu da açılabilir.

Bakalım.

Eray