9 Eylül 2010 Perşembe

(1/4) Finale Doğru: Türkiye 95-68 Slovenya



İkinci Tur aşamasındaki Fransa galibiyetinin ardından Slovenya önünde de belirli şifreler vardı. Fransa’nın sırlarını herkes biliyordu. Slovenya’nın son derece kuvvetli bir takım olduğu gerçeğini de kimse gözardı edemezdi. Valencia’daki kariyerini iki numarada gösterdiği performansla yükselten Nando De Colo’nun zorunluluktan point-guard oynadığı, açık saha basketbolunu seven, yarı sahada yaratıcılığı sıfıra yaklaşan bir Fransa’ya karşı alan savunması, Türkiye’nin etkili silahı olabilirdi. Peki, rakip Slovenya ise ne yapmak gerekirdi? Herkesin kafasını kurcalayan sorulardan biri buydu.

Jaka Lakovic, Goran Dragic, Sani Becirovic, Samo Udrih, Bostjan Nachbar…

Slovenya, dış şutlarda etkili olarak rüzgârı arkasına alabilecek bir takım görüntüsü çiziyordu. Gruptaki hedef maçlarında, Hırvatistan önünde 11/22 ile dış atış kullanan rakibimizde Jaka Lakovic, Brezilya karşısında 6/11 üç sayı isabetiyle oynamıştı. Alan savunmasında rakibi baskı altına alma ihtimali kuvvetli gözüken Slovenya, bu bölgedeki Lakovic ve Dragic gibi delici oyuncularla topu boyalı alandan dışarı çıkararak boş pozisyondaki Zupan / Nachbar gibi destekleri de oyun içerisine sokabilirdi. Üstelik oyun kurucumuz Kerem Tunçeri, Fransa maçında küçük bir sakatlık geçirmişti. Ve oynayacak durumda olmasına rağmen muhtemel performansına ilişkin endişeli bir bekleyiş de vardı.

Türkiye, buna rağmen hem ön alanda, hem de arka alanda üstün bir takımdı.

Oyuncu kalitesi, Türkiye lehine bir durumu işaret ediyordu. Bunu özellikle maçın ilk bölümünde rakibe hissettirmek gerekirdi. Türkiye, karşılaşmanın hemen başında inisiyatifi Hidayet Türkoğlu’na bıraktı. Hidayet, iki tercihinde de doğru hamleler yaparak geceye dair ilk sinyalleri verdi. Önce Bostjan Nachbar’a faul yaptırdı, ardından Jaka Lakovic’i ters eşleşmede yakalayarak cezayı kesti. Lakovic ve Zupan’ın üçer sayılık birer oyunu ise Türkiye adına ciddi uyarılardı. Nachbar ile Dragic’in penetrelerini tek başına karşılamak durumunda kalan Ömer Aşık da kısa süre içerisinde iki faule yükseliyordu.

Goran Dragic’in Ömer Aşık üzerinden kazandığı serbest atışlardan birini sayıya çevirmesinin ardından gelişen süreç ise Slovenya adına bir kâbus olacaktı. Çeyreğin bitimine 06:21 kala 12-11’lik skor üstünlüğü bulunan Türkiye, kalan bölümde 15-3’lük bir seri yakalıyordu. Burada üzerine konuşulması gereken birkaç nokta var tabii. Takım, Slovenya’yı müthiş bir baskı altına almıştı. Savunmada yapılan her hamle, rakip pota dibinde sayıya çevriliyordu. Dragic’in kaçırdığı şutun ardından topa sahip olan Hidayet’in hızlı hücumu müthiş okuyarak Ersan’ı turnikeye hazırlaması Slovenya’yı molaya zorlamıştı.



Çeyrek bitimine 2:14 kala skor 22-14’e geldiğinde, akılalmaz bir şut performansıyla karşılaşabilirdiniz: 3/4 (2sayı), 4/4 (3sayı) ve 4/4 (serbest atış). Türkiye, %88 ile hücum ediyordu. Ve sevindirici olan, hemen her sayının topun dolaştırılması sonucu gelmesiydi.

Türkiye, en doğru zamanda rakibini vurmayı başardı. İlk 10 dakikada yakalanan en yüksek skor farkı, 13’tü. Çeyrek sonucu ise 27-14! Türkoğlu, birinci çeyreği 9 sayı ve 3 asist ile noktalıyordu. Direkt olarak 16 sayıya etki etmişti. Ersan İlyasova 7 sayı, Ömer Onan 6 sayı, Kerem Tunçeri 5 sayı ve 3 asist, Ömer Aşık da 4 ribaund ile katkı veriyordu. Çeyreğin son bölümünde oyuna dâhil olan Sinan Güler ise topa yaptığı baskının ardından Türkiye’nin hızlı hücumdan sayı bulmasını sağlamıştı.

İlk çeyrekte yedeklerden skor desteği alamayan Türkiye, ikinci çeyreğin hemen başında Ender Arslan, Sinan Güler ve Semih Erden üçlüsü ile fark yaratacaktı. Ender, yalnızca 3,5 dakika içerisinde 3 sayı, 3 asist ile skora 11 sayılık direkt katkıda bulunmuştu. Sinan ve Semih’in savunma gayreti ise iki takım arasındaki ayrıcalığın ortaya çıkmasını sağlıyordu. Devre sona erdiğinde, yine incelenmesi keyifli istatiksel ayrıntılarla karşılaşmak mümkündü. Soyunma odasına 50-31 önde gidiyordu, Türkiye.



İkinci çeyrekteki ekstra çabanın karşılığı 6/6 saha içi isabeti (3/3, 2sayı – 3/3, 3sayı), 16 sayı, 3 ribaund, 7 asist ve 4 top çalma ile alınacaktı. Tüm bu rakamlar, kenardan gelen Ender Arslan, Sinan Güler, Kerem Gönlüm, Oğuz Savaş ve Semih Erden beşlisinin yaptıkları üretimi temsil ediyordu.

Türkiye’nin olağanüstü şut oranı (10/14, 2sayı – 8/11, 3sayı), kendisini boyalı alan sayılarında da göstermişti. Slovenya karşısında bir devreye 50 sayı sığdırabilen takımımız, 50 sayının yalnızca 18’ini boyalı alan ve serbest atış çizgisinden çıkarmıştı. Kalan 32 sayı, boyalı alan dışındaki şutlardan geliyordu. Evet, her gece böyle şut kullanamazdınız. Ama 18’in basketin 15’inin asist üzerinden gelmiş olmasını da kesinlikle gözardı edemezdiniz.

Üçüncü çeyrek öncesindeki en önemli konsantrasyon noktası, Slovenya’nın maça dönmek için yapacağı muhtemel hamleyi karşılamak olmalıydı. Ancak karşılaşmanın ardından Slovenya Antrenörü Memed Becirovic, “Birkaç defa oyunun içine girmeyi denedik. Ama bu gece onları yakalamak imkânsızdı” diyerek bu geçiş dönemini anlatmış olacaktı. Üçüncü çeyreğin bitimine 4:59 kala 59-41 olan skor, 01:31 kala 69-41’e gelmişti. Ve Türkiye, son çeyreğe de “biggest lead” ile giriyordu.

En doğru zamanda!

Fransa maçının son çeyreğinde rakibine nispeten rahat hücum etme opsiyonu tanıyan Bogdan Tanjevic’in takımı, bu defa son çeyreği de kazanmak için oynadı adeta.

Slovenya, dördüncü periyodu 25-24 kazandı. Ancak gerçek değişmedi. Türkiye, savunmasındaki müthiş gayretin bir sonucu olarak rakip potaya 95 sayı bıraktı. Savunmasıyla yaşadığını kanıtladı. Maçın ilk yarısında 32 pozisyondan 50 sayı çıkaran “12 Dev Adam”, geceyi iki sayılık atışlarda 22/31 ve üç sayılık atışlarda 10/17 gibi olağanüstü oranlarla tamamladı. Bench desteği, yine galibiyetin anahtarların oldu. Yedek oyuncularımız 37 sayı (11/16, 2sayı - 3/4, 3sayı), 13 ribaund, 10 asist ve 4 top çalmalık performanslarıyla bir anlamda “triple-double” yaptılar.



Özel bir zafer gecesi geride kaldı. 2010 FIBA Dünya Şampiyonası’nın son iki gününde yaşananlar, şimdiden klasikler arasındaki yerini aldı bile. Üzerine konuşmak gerekir.

Güney Amerika Derbisi, Luis Scola, Arjantinli taraftarlar, Brezilyalılar, İspanya, Milos Teodosic ve diğerleri… Yarı Final’de rakip Sırbistan. Her gün biraz daha büyüyen bir takım... Arjantin ve İspanya’yı yenerek geliyorlar. Ve hiç kuşku yok, 2009’dakinden daha büyükler. Cumartesi gecesi, tüm zamanlardaki en büyük spor olaylarımızdan biri yaşanacak İstanbul’da.
Heyecanlanmamak elde değil! Hakikaten. Kaç saat kaldı?

2 yorum:

Adsız dedi ki...

bir solukta okudum yazınızı ben bu kadar heycan verici bir yazı daha okumamıştım çok teşekkürler bu emeği harcadığınız için galatasaray maç yazılarınızıda özledik çok saolun

SozenE. dedi ki...

Çok teşekkür ederim, sağolun.

Sanırım kendi adıma en fazla heyecan duyduğum yorumlar da bu şekilde oluyor. Teşekkürler tekrar.

Selamlar,
Eray