13 Eylül 2010 Pazartesi

Gümüş Madalya: Türkiye 64-81 ABD



Beyaz Gölge zamanına kadar uzanır muhtemelen… Türkiye, FIBA Dünya Şampiyonası Finali’nde ABD’yi konuk ediyordu. Yıllar önce, bu bir rüya olmalıydı. Ama karşımızda tarih vardı. Ve biz de buna tanıklık edecektik. 12 Dev Adam, Sırbistan ile oynadığı YF maçının hemen ardından ABD’ye konsantre olmak zorundaydı. Psikolojik anlamda olağanüstü bir zorluktu. Sırbistan’ın bronz madalya için karşılaştığı Litvanya önünde düştüğü durumu görünce, evet, hiç kolay sayılmazdı. Belki, ABD’nin karşısına çıkmak için doğru zaman da değildi. Ancak boynumuza madalya takılmıştı. Sadece o madalyanın neyden yapıldığını bilmiyorduk. Merakımızı gidermek için de fazla beklemimize gerek yoktu.

“Turnuva boyunca her maçını kazanan ABD’yi yalnızca Türkiye yenebilirdi.”

Dünya üzerindeki tüm basketbol otoriteleri, Türkiye’nin ABD önündeki muhtemel galibiyetinin bulunduğu yol üzerine kafa yoruyordu. ABD medyası da olayın içindeydi tabii. SI.com yazarlarından Jack McCallum, Türkiye için gördüğü en mantıklı yorum olduğuna inandığı bir fikri alıntılamıştı maç öncesindeki yazısında: “Türkiye, dağın tepesinde duran bir kar topu gibi. Eğer onu aşağı doğru iterseniz, tüm karları toplayarak bir çığa dönüşebilir.” Türkiye’nin ne denli duygusal bir takım olduğunu anlatan bu yorum devamında ise, karın tepede kalarak sabah güneşi tarafından erimeyi beklemesi ihtimalinden bahsediliyordu. Haksız sayılır mıydı yorum sahibi, pek sayılmaz.

Türkiye’nin basketbol serüveninde her zaman büyük farklar yaratan küçük ayrıntılar vardır. 2001 Avrupa Şampiyonası’ndaki final serüvenini kim unutabilir? Grup aşamasındaki Slovenya maçından itibaren alalım. Korku tüneli gibi gelişen, sonunda madalyanın göründüğü müthiş bir macera… Çok uzağa gitmeyelim, en basidinden, Sırbistan maçı. Bitime beş dakika kala sekiz sayı geri düşen ve oyun içinde momentumu asla yakalayamamış olan Türkiye, :00.5 kala madalya kazanmayı başarmıştı. O küçük kıvılcıma her zaman ihtiyaç vardı yani. Ve tabii sürekli olarak oyunun içinde kalmak gerekirdi. Türkiye’nin Sırbistan önünde başardığı en önemli iş de esasen buydu.



ABD, oldukça dengeli bir beşle oynamıştı turnuva boyunca. Öyle devam edeceklerdi.

Chauncey Billups ve Lamar Odom, genç oyuncular arasında şampiyonluk yüzüğüne sahip isimler olarak bulunuyorlardı. Lamar, playoff sertliğini iyi bilirdi. Basketbol kariyeri boyunca her türlü atmosferde yer almıştı. Chauncey Billups’a da kimse boş yere, “Mr. Big Shot” demiyordu. Bu iki oyuncunun takım içi rolü belliydi. 1988 doğumlu oyunculardan Kevin Durant ve Derrick Rose, önümüzdeki 10 sene içerisinde üzerlerine bir takım (Thunder, Bulls) inşâ edilebilecek kalibrede iki isimdi. Bu turnuvaya çok ihtiyaçları vardı. Andre Iguodala ise denge unsuru olarak karşımızdaydı. Özellikle geçiş hücumlarında atletizm vadediyordu. Ve bir miktar savunma sertliği tabii.

Yine de… Kevin Durant, Türkiye’de yaptıklarıyla ayrı bir konuma gelmişti bile. Yarı finaldeki Litvanya maçında ürettiği 38 sayıyla ABD Milli Takımı adına bir maçta en fazla skor yapan oyuncu oluyordu. Carmelo Anthony’nin 35 sayılık rekorunu tarihe gömen Durant’i farklı kılan ise saha içi şut atış denemesi (25), isabeti (14) ve üç sayılık atış denemesi (12) alanında da öne çıkmasıydı. Kadrosunda 12 NBA oyuncusu bulunduran ABD, bir anlamda Kevin Durant’in eline bakıyordu. Dolayısıyla KD’nin, özellikle ilk çeyrekteki, performansına kesinlikle dikkat edilmeliydi. Grup aşamasında birinci çeyrekleri 6,5 sayı ortalamasıyla geçen Durant, eleme maçlarında kontrolden çıkmıştı.



Kevin Durant, 121-66 kazanılan Angola karşılaşmasının birinci periyodunda 12 sayı üreterek galibiyetin kapısını açtı. Çeyrek finaldeki Rusya maçına 13, yarı finaldeki Litvanya maçına ise 17 sayı ile başlıyordu. Üç ayrı ilk çeyreğin ortalaması: 14 sayı!

Türkiye, tüm planlarını Kevin Durant üzerine yapılmıştı muhtemelen. Takım ABD önünde boy avantajına olabilirdi. Ömer Aşık, Semih Erden, Oğuz Savaş, Kerem Gönlüm, Ersan İlyasova ve Hidayet Türkoğlu gibi hem uzun, hem de çeşitli pozisyonlarda görev yapabilen oyuncularımız vardı. Ancak 2.06’lık boyuyla boyalı alana girmeden bile 20+ sayı üretebilen Kevin Durant’e çare bulmak kolay olmayabilirdi. Durant, Litvanya karşısında 5/12 üç sayı isabetiyle oynamıştı; fakat şifre yine tam da buradaydı. Durant dışındaki ABD’lilerin üç sayı isabet oranı 3/13 olarak çıkıyordu karşımıza. Türkiye, bol uzunlu bir alan savunmasıyla rakibini karşılayabilirdi.

Kevin Durant, maçta henüz üç dakika dolmadan 3/3 ile 8 sayı üretti. Türkiye, 7:23 kala alan savunmasına döndüğünde ilk olarak Durant’in o üçlüklerinden birini çemberinde gördü. Ancak 9-14’lük skor avantajının ardından 8-0’lık seri, Türkiye’ye 17-14 ile üstünlüğü getirdi. ABD, alan savunmasına karşı 0/7 ile hücum ettikten sonra, yine Durant’in üçlüğü skoru 17’de eşitledi. Coach K, rakibinin savunmasını aşabilmek adına şutör oyuncuları Eric Gordon ve Michael Curry ile hamle yaptı. Ancak Türkiye’nin hızını kesen Hidayet Türkoğlu’nun sakatlığı oldu. 04:07 kala attığı üç sayılık basketle takımını öne geçiren Hidayet, dizinden yaşadığı sakatlığın ardından kenara geldi.



Türkiye, ABD’nin 22-17’lik üstünlükle kapadığı ilk çeyrekte her şeye rağmen oyunda kaldı. Kevin Durant, 3/4 üç sayı isabeti ile hücum ediyordu. ABD ise takım olarak 4/10 yapmıştı. Bir bakıma Litvanya maçının tekrarıydı. Ve Durant, 11 sayı bırakmıştı bile.

Türkiye, ikinci çeyrekte pota altında agresif davrandı. Devrenin bitimine 6:14 kala ABD’nin faul hakkı doldu. Ancak bu avantaj olarak kullanılamadı. ABD, atletik oyuncuları sayesinde rakip pota altında üstünlük sağlayarak ilk yarıyı 10 hücum ribaundu ile kapadı. Türkiye ise ABD’ye kaptırdığı bu toplardan toplam 12 sayılık dezavantaja düştü. Üstelik top paylaşılamıyordu. Tunçeri’den gelen iki asist dışında, pas üzerinden bir sayı kazanılamamıştı. Dahası ABD tam da ihtiyacı olduğu zaman vitesi yükseltiyordu. Durant, ilk yarıyı 7/12 saha içi isabeti ve 20 sayıyla tamamlayacaktı.

Türkiye, Durant’e çare bulamamıştı. Ama ikinci bir skorerin ortaya çıkmasını da engellemişti. Durant dışında birden fazla basket atabilen tek bir ABD’li vardı. 2/2 ile oynayan Rudy Gay. Durant’in 7/12’lik şut oranı haricinde ABD, 1/13 ile üç sayı ve 6/13 ile de iki sayılık atış kullanıyordu. Türkiye’nin yaptığı 10 top kaybı bir problemdi. Ancak ABD, korkulanın aksine, bunlardan yalnızca 4 sayı çıkarabilmişti. Soyunma odasına 42-32 geride giren Türkiye adına kötü senaryo ise Sırbistan maçındaki mental / fiziksel yorgunluğun ikinci yarıda baş göstermesi olurdu. Üçüncü çeyreğe iyi başlamak şarttı.



Olmadı… Kevin Durant, iki dakika dolmadan üst üste iki üçlük birden gönderdi. Ve belki Türkiye’nin geri dönüş umudunu minimuma indirdi. Ne ki, skor 48-32’ye gelmişti.

Türkiye, o umudun peşinden gitmeyi tercih etti. Ömer Onan ve Ender Arslan’ın enerjisi tünelin ucundaki ışığı görmemizi sağladı. İki oyuncunun etki ettiği 6-0’lık seri, bitime 04:09 kala 52-41’lik skorla farkı 11’e indirdi. Psikolojik eşiğin aşılması adına mola dönüşündeki ilk oyun önemliydi. Coach K, Türkiye’nin havaya girmemesi için oyuncularına dinlenme şansı vermişti. Ama topu oyuna sokarken yapılan hata sonucunda Kerem Gönlüm ile top Türkiye’ye geçti. Semih Erden’in çizgi üzerinde duran ayağı da Türkiye için son “kırılma anı” olarak kabul edilebilirdi.

ABD, son çeyreğe 61-48’lik üstünlükle girdi. Kevin Durant’in 28 sayısı vardı. Yine de kendi tarzından biraz daha uzaktı, ABD. Ne var ki; dördüncü periyodun ilk dakikalarını çember seviyesinde geçirmeye başladıklarında, resim de netleşti. Yani Durant’in bir sayı atmasına dahi gerek kalmadı. Ve geri sayım başladı. Türkiye’yi 81-64 mağlup eden ABD, 1994 yılından sonra ilk kez Dünya Şampiyonası’nda altın madalya almayı başardı. 2006’da LeBron James, Carmelo Anthony ve Dwyane Wade’li kadrosuyla final maçını uzaktan seyreden ABD, 2010’da Kevin Durant’in liderliğinde şampiyonluğa ulaştı.



Ve 12 Dev Adam… Bize büyük mutluluğu yaşattı, Türkiye. Sırbistan maçı, şimdiden tüm zamanlardaki epik spor hikâyelerinden biri oldu. Evimizde final oynadık. Kürsüde kendimize yer edindik. Boynumuza madalyayı taktık. İspanya, Arjantin, Yunanistan, Litvanya, Slovenya, Brezilya gibi takımların önünde kaldık. Çok eğlendik, keyif aldık. Emeği geçen herkese teşekkür etmek gerekir. 2012 Londra biletini de cebimize koyabilirdik. Ama olmadı. Bir yol daha var bunun için. O da 2011 Litvanya’da final oynamaktan geçiyor. Başarıların süreklilik kazanması adına olması gereken de bu.

* Turnuvanın en iyi beşi de açıklandı. Yazının devamı ve Kevin Durant güzellemesi o olsun... Daha sonra.

Hiç yorum yok: